"TÜRKİYE'DE KÜRTAJ 10 HAFTAYA KADAR YASALDIR. DEVLET HASTANELERİNDE ÜCRETSİZ OLARAK KÜRTAJ YAPILMALIDIR. KÜRTAJ HAKTIR, TARTIŞTIRMAYIZ."

8 Haziran 2012 Cuma

8 haziran 2012 | Basın Açıklaması

8 haziran 2012 13 ilde eş zamanlı yapılan oturma eyleminin basın açıklamsı

KÜRTAJ HAKKINI TARTIŞMIYORUZ/TARTIŞTIRMIYORUZ

İSTENMEYEN GEBELİKLERDE KÜRTAJ YAPTIRIP/YAPTIRMAMA KARARI KADINA AİTTİR. OLMALIDIR.  ÇÜNKÜ KÜRTAJ YASAĞI; KADINLARIN BEDENLERİ, CİNSELLİKLERİ, DOĞURGANLIKLARI ÜZERİNDEKİ DENETİMİ GÜÇLENDİRMEK DEMEK.

Kürtaj Süresi Kısalırsa
·         Yasal kürtaj süresinin 4 ya da 6 haftaya düşürülmesi kürtajın fiilen yasaklanması demek!  Çünkü bu süre içinde gebeliğin fark edilmesi mümkün olmayabiliyor. Her kadın ayda bir adet görmüyor, adet görme aralığı pek çok durumda 1 hafta-10 gün kayabiliyor. Zaten kadınlar her adet gecikmesini gebeliğe yormuyor. Kürtaj süresinin düşürülmesi doğurma-doğurmama kararını kadınlar yerine devletin vermesi demek.
·         Kadına “kadın” demekten korkulan, hatta artık kadın yerine “aile” denen bir ülkede, kadınlara “tam zamanlı ev kadını olun” ya da “esnek, güvencesiz işlerde çalışarak eve ‘ek gelir’ getirin” bu arada “çocukların bakımını, kocaya hizmeti de aksatmayın”  diye dayatmak demek.
·         Kürtajı, kadınların seçimine değil özel işletmelere, sağlıksız koşullara ve de doktorların “vicdanlarına” terk etmek demek. 

KÜRTAJ BİR SEÇİM YA DA TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUK! KADINLARIN CİNSEL İLİŞKİYİ REDDETME HAKLARININ OLMADIĞI, ERKEKLERİN GEBELİKTEN KORUNMADA SORUMLULUK DUYMADIĞI, DOĞUM KONTROL HİZMETLERİNİN YETERİNCE YAYGINLAŞMADIĞI KOŞULLARDA KÜRTAJ, ELBETTE BİR ZORUNLULUK.

Kürtaj Yasaklanırsa

·         Sağlıksız Koşullarda Kürtaj Yaptırmak Zorunda Kaldığı için Binlerce Kadın Hayatını Kaybedecek! Dünyada yaklaşık 46 milyon kürtaj yapılıyor ve bunun yarısını “kaçak” kürtajlar oluşturuyor; üçte ikisi ise kadınların sağlığını tehdit eden koşullarda gerçekleşiyor. Yılda 80 bin kadın sağlıksız kürtaj dolayısıyla hayatını kaybediyor. Gebeliğe bağlı ölüm oranlarında güvensiz koşullarda yapılan kürtajın etkisi ilk sırada yer alıyor. İstenmeyen gebelikleri bu yolla sonlandırmak zorunda kalacak kadınlar için kürtaj hem çok pahalı hem de ölüm riski taşıyan bir uygulama haline gelecek.

·         Kürtaj Karaborsası Oluşacak! Kürtajın yasak olduğu tüm ülkelerde olduğu gibi yasa-dışı kürtaj yapan kişiler ve yerler ortaya çıkacak. Kürtajın yasal olarak engellendiği durumlarda ya bir kürtaj karaborsası oluşuyor ve olanağı olanlar, gizli ama yine de güvenli bir biçimde, yüksek fiyata bu “hizmeti” satın alıyor, ya da kürtajın yasak olmadığı bir ülkeye giderek ihtiyacını orada karşılıyor. Yoksullar içinse “merdiven altı” tabir edilen kürtaj mezbahaları ya da süpürge sapı, kibrit çöpü… yöntemlerinden başka seçenek kalmıyor.
·         Kadın cinayetleri ve şiddet artacak! Türkiye’de her gün 5 kadın öldürülüyor. Kadınları öldürenlerin büyük çoğunluğu en yakınlarındaki erkekler. Kürtaj yasağıyla beraber kadınlar, çocuk yapmak istemedikleri ya da daha fazla çocuk yapmak istemedikleri için şiddetle karşı karşıya gelecek.  Yasa-dışı kürtaj için gerekli parayı bulmaya, kürtaj yaptırabilecekleri kişileri,  yerleri bulmaya çalıştıkları için öldürülme riskiyle karşı karşıya kalacaklar. Cinsel ilişki sırasında korunmak istedikleri için öldürülen kadınların olduğu bu topraklarda, kürtaj yasağı kadın katillerine yarayacak. 
·         Tecavüzler artacak!  Türkiye’de her gün onlarca kadın tecavüze uğruyor. Üstelik kadın katilleri gibi tecavüzcülerin de büyük çoğunluğu kadınların en yakınındaki erkekler. Kürtaj yasaklanırsa, boşanmak istemeyen koca, ayrılmak istemeyen sevgili… kadınlara tecavüz ederek hamile bırakmayı, kadınları ellerinde ve evde tutmak için bir silah olarak kullanacak.
·         Kadınlar eve hapsolacak! Kocası, sevgilisi korunmadığı için hamile kalan ve kürtaj yaptıramayan kadınlar, istemedikleri çocukları dünyaya getirmek zorunda kalacak.  Zaten evin, ailenin ve çocukların bütün yükü omuzlarında olan kadınlar, daha fazla çocukla daha fazla ezilecek, çocukların bakımı yüzünden çalışamayacak, erkeğin eve getireceği paraya muhtaç olacaklar. Kadınların boşanmaları, ayrılmaları, yeni bir hayat kurmaları daha da zorlaşacak.
·          Kadınlar daha da yoksullaşacak! Kürtaj yaptıramadıkları için dünyaya getirmek zorunda kaldıkları her bir çocuğun masraflarıyla kadınlar ekonomik bir cendereye girecek. Hem maddi yükleri artacak, hem de çalışarak para kazanma şansları azalacak.
·         Kadınlar üzerindeki erkek egemenliği güçlenerek sürecek! Kürtaj yasaklanırsa kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlik derinleşecek, kadınların bedenleri üzerindeki erkek denetimi de, devletin denetimi de artacak.

Kürtajın Yasal Olması:
·         Var olan durumun korunması demek değil. Çünkü mevcut durumda dahi, bu hak gereği gibi kullanılamıyor. Pek çok devlet hastanesinde fiilen kürtaj yapıl-a-mıyor. Zaten kanuna göre kadınlar kürtaj kararını kendisi veremiyor, eş izni zorunlu kılınıyor.
·         Kürtajın yasal olması; güvenli ve sağlıklı koşullarda yapılacak kürtaja, ucuz/bedava erişimin devlet tarafından sağlanması demek. 

Ne Yapılmalı?
·         Kadınlara yönelik hiçbir doğum kontrol yönteminin yüzde yüz güvenli olmadığı ve kürtajın kadınlar için arzu edilir bir tıbbi müdahale olmadığı unutulmaksızın; kürtaj aşamasına gelene kadar alınabilecek her türlü önlem alınmalı, ücretsiz, sağlıklı, güvenli doğum kontrol hizmetleri öncelikle erkekler için sağlanmalı.
·         Kürtaj süresi en az 12 haftaya çıkarılmalı ve ücretsiz, güvenli kürtaj hizmeti devlet tarafından sağlanmalı.
·         Kadınları nüfus ve ekonomi politikalarının nesnesi, hele kuluçka makinası olarak gören söylemler, bedenlerine, cinselliklerine, doğurganlıklarına yönelik tüm müdahaleler, kadın-erkek eşitliğini, kadınların sosyal haklarını tartışan ve zedeleyen tüm yaklaşımlar “kadınlara karşı işlenen suçlar” kapsamına alınmalı.

KÜRTAJ HAKTIR, KARAR KADINLARIN!*

“Kürtaj tartışması”, gündemin ilk sıralarına yerleşti. Doğrudan bedenimize ve kimliğimize yönelik bu saldırgan tutumla, bu hakaret kokan üslupla ilk kez karşılaşmıyoruz. Zira “3 çocuk, yok yetmez, 5 çocuk” doğurun diyen, fıtrattan yaratılıştan” dem vuran, “kadın-erkek eşitliğine” inanmadığını her fırsatta tekrarlayan, Bakanlığın adından “kadını” çıkarıp, “aile” Bakanlığına dönüştüren Başbakan’ı ve müzmin kadın düşmanlığını biliyoruz/tanıyoruz. 

Doğurganlığımız devletin “kürt” nüfusu azaltmaya çalışırken, “türk” nüfusunu arttırmaya ve ucuz emek siyasetinin emrine verilmek isteniyor. Kaç çocuk doğuracağımızdan sonra, şimdi de, doğurup-doğurmama kararını, bizim yerimize vermeye, bedenimizi, hayatlarımızı zapt-u rapt altına almaya kalkıyorlar. Bu sermaye, devlet ve erkek işbirliğini, dini kılıfla sarmalama kurnazlığından da geri durmuyorlar.

Ey devlet; hükümet, başbakan, bakanlar, ilahiyatçılar… Ey erkekler; babalar, kocalar, sevgililer… Cinselliğimizden doğurganlığımızdan, bedenimizden size ne?

Söylenenlerin aksine,  kürtajın yasaklanmasının veya süresinin kısaltılmasının, bizleri sağlıksız ve güvenliksiz, “merdiven altı” yöntemleri kullanmaya iteceğini, her gün 5 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü bu topraklarda, yeni kadın cinayetlerine yol açacağını biliyoruz. Bu nedenle kürtaj hakkının, sadece bedenimizin ve doğurganlığımızın denetimiyle değil, yaşam hakkımızla da doğrudan ilintili olduğunu hatırlatıyoruz.

Var olan bu hakkı, süreyi kısaltarak elimizden almaya çalışmak bir yana, bu haktan yaygın olarak yararlanmamızın önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekir. Ücretsiz, sağlıklı, güvenli, erişilebilir kürtaj hakkı için  mevcut düzenlemelerin genişletilmesini ve kürtaj süresinin pek çok ülkede olduğu gibi en az 12 haftaya çıkarılmasını istiyoruz.

Bedenimiz, doğurganlığımız, cinselliğimiz üzerinde erkeklerin de, devletin de
denetimine karşı çıkıyoruz. Kürtaja yol açan istenmeyen gebeliklerin sorumluluğunun, korunmayı reddeden, doğum kontrol yöntemlerini gündemine almayan erkekler olduğuna dikkat çekiyor ve erkekler için doğum kontrol merkezleri oluşturulsun istiyoruz.  
 

“Her kürtaj bir Uludere’dir” diyen Başbakan’ın aksine, kürtajın ve sezaryenin değil, Uludere’nin cinayet olduğunu yüksek sesle tekrarlıyor, Uludere’de öldürülen çocukları, bir “özür”ü çok gördüğü Roboskilileri hatırlatıyoruz. 

Kadınlara yönelik bu son saldırıyı da, AKP’nin kadın düşmanı politikalarının bir parçası olarak gören bizler bir araya geldik. Ancak sözümüz sadece devlete/hükümete/başbakana değil, aynı zamanda devletle el el vermiş erkek egemenliğine de, erkeklere de… Bu böyle biline…

Bu coğrafyanın dört bir yanından kadınlar hep birlikte söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz. Elinizi bedenimizden çekin!


BENİM BEDENİM, BENİM HAYATIM, BENİM KARARIM

Kürtaj bir seçim ya da tercih değil zorunluluk! Kadınların cinsel ilişkiyi reddetme haklarının olmadığı, erkeklerin gebelikten korunmada sorumluluk duymadığı, doğum kontrol hizmetlerinin yeterince yaygınlaşmadığı koşullarda kürtaj elbette bir zorunluluk. İstenmeyen gebeliklerde kürtaj yaptırıp/yaptırmama kararı kadına aittir. Olmalıdır. Kürtaj yasağı kadınlar üzerinde her türlü denetimi güçlendirmek demek.
"Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu"nun çağrısıyla 17 Haziran Pazar günü saat 16.00'da Pangaltı'nda Metro çıkışında biraraya gelecek olan kadınlar Taksim'e yürüyecek. Platformun yürüyüşle ilgili çağrısı şöyle:

"Tüm kadınları; seslerimizi birleştirmek, 'kürtaj haktır karar kadınların' demek için buluşmaya çağırıyoruz. Çünkü kürtajın değil, kürtajın yasaklanmasının ya da süresinin kısaltılmasının cinayet olduğunu, kadınları 'merdiven altlarında' ölüme terk etmek demek olduğunu biliyoruz. Çünkü, mevcut düzenlemelerin yetersiz olduğunu söylüyor; bu düzenlemelerin genişletilmesini ve kürtaj süresinin pek çok ülkede olduğu gibi en az 12 haftaya çıkarılmasını istiyoruz. Çünkü kürtaja yol açan istenmeyen gebeliklerin çoğunun sorumluluğunun, korunmayı reddeden, doğum kontrol yöntemlerini gündemine almayan erkeklerde olduğuna dikkat çekiyor ve erkekler için doğum kontrol merkezleri oluşturulsun istiyoruz. Çünkü 'Her kürtaj bir
Uludere'dir' diyen Başbakan'ın aksine, kürtaj ve sezaryenin değil, Uludere'nin cinayet olduğunu biliyoruz. Çünkü kadınlara yönelik bu son saldırının da, AKP'nin kadın düşmanı politikalarının bir parçası olduğunu biliyoruz. Ne bedenimizin, ne doğurganlığımızın; Başbakanın 'nüfus politikaları'na alet edilmesine izin vermeyeceğiz! Bedenimiz, cinselliğimiz ve doğurganlığımız; ne Başbakan, ne Bakanlar, ne Diyanet başkanları, ne de kocalar, ne babalar, ne sevgililer tarafından denetlenebilir! Yasakçı, denetçi, kadın düşmanı politikalara yol vermemek için buluşalım."

Kürtaj yasal süresinin 4 ya da 6 haftaya düşürülmesi kürtajın fiilen yasaklanması demek! Çünkü bu süre içinde gebeliğin fark edilmesi mümkün olmayabiliyor. Her kadın ayda bir adet görmeyebiliyor, ayrıca kadınlar her adet gecikmesini gebeliğe yormuyor. Kürtaj süresinin düşürülmesi doğurma-doğurmama kararını kadınlar yerine devletin vermesi demek.
• Kadına kadın demekten korkulan, hatta artık kadın yerine “aile” denen bir ülkede, kadınlara “tam zamanlı ev kadını olun” ya da “esnek, güvencesiz işlerde çalışarak eve ‘ek gelir’ getirin” bu arada “çocukların bakımını, kocaya hizmeti de aksatmayın” diye dayatmak demek.
• Kürtajı, kadınların seçimine değil özel işletmelere, sağlıksız koşullara ve de doktorların ‘vicdanlarına’ terk etmek demek.
Kürtaj yasaklanırsa!
• Sağlıksız koşullarda kürtaj yaptırmak zorunda kaldığı için binlerce kadın hayatını kaybedecek! Kürtaj yasaklanırsa sadece yasal kürtaj olanağı ortadan kalkacak. Dünyada yaklaşık 46 milyon kürtaj yapılıyor ve bunun yarısını illegal kürtajlar oluşturuyor; üçte ikisi ise kadınların sağlığını tehdit eden koşullarda gerçekleşiyor. Yılda 80 bin kadın sağlıksız kürtaj dolayısıyla hayatını kaybediyor. Gebeliğe bağlı ölüm oranlarında güvensiz koşullarda yapılan kürtajın etkisi ilk sırada yer alıyor. İstenmeyen gebelikleri bu yolla sonlandırmak zorunda kalacak kadınlar için kürtaj hem çok pahalı hem de ölüm riski taşıyan bir uygulama haline gelecek.
Kürtaj karaborsası oluşacak! Kürtajın yasak olduğu tüm ülkelerde olduğu gibi yasa-dışı kürtaj yapan kişiler ve yerler ortaya çıkacak. Kürtajın yasal olarak engellendiği durumlarda ya bir kürtaj karaborsası oluşuyor ve olanağı olanlar, gizli ama yine de güvenli bir biçimde, yüksek fiyata bu “hizmeti” satın alıyor, ya da kürtajın yasak olmadığı bir ülkeye giderek ihtiyacını orada karşılıyor.
• Kadın cinayetleri ve şiddet artacak! Türkiye’de her gün 5 kadın öldürülüyor. Kadınları öldürenlerin büyük çoğunluğu en yakınlarındaki erkekler. Kürtaj yasağıyla beraber kadınlar, çocuk yapmak istemedikleri ya da daha fazla çocuk yapmak istemedikleri için şiddetle karşı karşıya gelecek. Yasa-dışı kürtaj için gerekli parayı bulmaya çalıştıkları, kürtaj yaptırabilecekleri kişileri, yerleri bulmaya çalıştıkları için öldürülme riskiyle karşı karşıya kalacaklar. Cinsel ilişki sırasında korunmak istedikleri için öldürülen kadınların olduğu Türkiye’de, kürtaj yasağı kadın katillerine yarayacak.
• Tecavüzler artacak! Türkiye’de her gün onlarca kadın tecavüze uğruyor. Üstelik kadın katilleri gibi tecavüzcülerin de büyük çoğunluğu kadınların en yakınındaki erkekler. Kürtaj yasaklanırsa, boşanmak istemeyen koca, ayrılmak istemeyen sevgili kadınlara tecavüz ederek hamile bırakmayı, kadınları ellerinde ve evde tutmak için bir silah olarak kullanacak.
• Kadınlar eve hapsolacak: Kocası, sevgilisi korunmadığı için hamile kalan ve kürtaj yaptıramayan kadınlar, istemedikleri çocukları dünyaya getirmek zorunda kalacak. Evin, ailenin ve çocukların bütün yükü omuzlarında olan kadınlar, daha fazla çocukla daha da fazla ezilecekler bu yükün altında. Çocukların bakımı yüzünden çalışamayacak, erkeğin eve getireceği paraya muhtaç olacaklar. Boşanmaları, ayrılmaları, yeni bir hayat kurmaları daha da zorlaşacak.
• Kadınlar daha da yoksullaşacak: Kürtaj yaptıramadıkları için dünyaya getirmek zorunda kaldıkları her bir çocuğun masraflarıyla kadınlar ekonomik bir cendereye girecek. Hem maddi yükleri artacak hem de çalışarak para kazanma şansları azalacak.
• Kadınlar üzerindeki erkek egemenliği güçlenerek sürecek: Kürtaj yasaklanırsa kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlik derinleşecek, kadınların bedenleri üzerindeki erkek denetimi de devletin denetimi de artacak.
Kürtajın yasal olması:
• Var olan kürtaj yasasının korunması demek değil. Zaten devlet kurumlarında kürtaj uygulayacak personel kalmadığından, çoğu devlet kurumunda kürtaj yapılmıyor. Kadınlar kürtaj kararını kendisi veremiyor, eş izni zorunlu kılınıyor.
• Kürtaja ulaşımın mümkün kılınması değil, güvenli kürtaja ucuz/bedava erişimin kadınlara devlet tarafından sağlanması demek.
• Devletin “Her koşulda doğurun!” buyruğu ile kadınları vatandaşlık haklarından soyup, üreme kapasitelerine indirgeyememesi demek.
Ne yapılmalı?
• Kadınlara yönelik hiçbir doğum kontrol yöntemi yüzde yüz güvenli değil iken, ve kürtaj tercih ya da seçim, kadınlar için elbette arzu edilir bir tıbbi müdahale değil iken kürtaj aşamasına gelene kadar alınabilecek her türlü önlem alınmalı, ücretsiz, sağlıklı, güvenli doğum kontrol hizmeti kadınlara olduğu kadar ve öncelikle erkekler için sağlanmalı.
• 12 haftaya kadar ücretsiz, güvenli kürtaj hizmeti devlet tarafından sağlanmalı.
• Kadınlar nüfus ve ekonomi politikalarının nesnesi, hele kuluçka makineleri olarak gören söylemler, bedenlerine, cinselliklerine, doğurganlıklarına yönelik tüm müdahaleler, kadın-erkek eşitliğini, kadınların sosyal haklarını tartışan ve zedeleyen tüm yaklaşımlar kadınlara karşı işlenen suçlar kapsamına alınmalı.
Her tür gizli-açık kadın düşmanlığının son bulacağı günlere olan umudumuzla, tüm kadınlara yasaksız, şiddetsiz, sağlıklı, güvenli, bedenleri, emekleri, kimliklerine kimsenin müdahale edemediği bir hayat diliyoruz.
  

Kürtaj Yasada Hak Hastanede Yasak!

Başbakan Erdoğan’ın 22.05.2012 tarihinde yaptığı açıklamayla birlikte kürtaj tartışılmaya başlandı. Ardından kamu hastanelerinde  kürtaj giderek azaltıldı, yapmayan hastaneler ise artmaya başladı.
Sağlık Bakanlığına bağlı kamu hastanelerinde kürtajla ilgili fiili yasak sürüyor. Kürtaj yasağı ile kadınların bedenleri, doğurganlıkları, cinsellikleri denetlenirken Kürtaj hizmetine ulaşmanın, güvenli koşullarda kürtaj yaptırmanın ne kadar güç olduğunu görüyoruz. Başbakan’ın müdahalesi öncesinde, kürtaj oranı düşükken, hükümetin yaptığı politik baskının sonucunda hem fiili olarak kürtaj yasağı yaygınlaştı, hem de doğum kontrol yöntemlerine erişim zorlaştı.
Hükümet ileri sürdüğü “5 çocuğa erken emeklilik” yalanıyla kadınların çok çocuk doğurmaları için, bedenleri ve hayatları üzerine zorbaca baskı yapıyor. Yasada 10 hafta sınırına rağmen 8 haftaya kadar kürtaj yapan ya da hiçbir tıbbi ve yasal gerekçe sunmadan kürtaj yapmayan kamu hastaneleri var.

GEBLİZ: Gebelik fişlemesi mahremiyetin ihlali!
Sağlıkta özelleştirme politikaları en çok da kadınları etkiledi. Hükümet “sağlıkta dönüşüm” adını verdiği program ile birinci basamak sağlık kuruluşları yani kürtaj hizmetine en yaygın ulaşılan AÇSAP’ları tasfiye etti. SGK’nın gittikçe kısılan sağlık hizmetleri içinde kürtajın parası karşılanmıyor.
Kamu hastanelerinde kürtaj yaptıramayan kadınlar, fahiş paralar ödemek ve sağlıksız koşullarda kürtaj olmak zorunda kalıyor. Bir yandan da isteğe bağlı kürtajda evli kadınlarda “koca izni” şartı aranması, bekâr kadınların fişlenme endişesiyle kamu hastanelerine başvurmasını zorlaştırıyor.
GEBLİZ uygulaması kalkmalıdır!

Kürtaj konusunda İstanbul’daki hastanelerde farklı uygulamalar var. Güçlüklerle karşılaşan kadınlar bakamayacakları çocukları doğurmaya zorlanıyor. Aksi durumda kamusal sağlık hizmetinden dışlanıyor. Eğitim-Araştırma hastanesi olup, kadın doğum bölümü olduğu halde kürtaj  yapmayan  hastanelerden biri olan Taksim İlk Yardım Hastanesi dâhil bütün hastanelerde kürtaj hizmetinin verilmesini  istiyoruz!

Kadınlar doğurduklarında çocuğun bütün sorumluluğu almak zorunda. Ne erkekler ne toplum çocukların sorumluluğunu üstleniyor.
“Kürtaj Haktır Karar Kadınların” platformu olarak kadınların bedenleri ve yaşamları üzerinde karar verme hakkının kadınlara ait olduğunu yineliyor.

Kürtajı engelleyen politikaların, kadınların yaşamını, sağlığını, geleceğini karar hakkını elinden aldığını hatırlatıyoruz.
Kadınların istemediği gebelikler nedeniyle yaşamlarının riske atarak merdiven altı kürtajda zarar gören bütün kadınlar  adına başta hükümet olmak üzere İl Sağlık Müdürlüğüne soruyoruz;

İstanbul’da nitelikli, ücretsiz, güvenli kürtaj hizmeti için nereye başvurulabilir?

10 haftaya kadar kürtaj hak olduğu halde, bu hakkı fiili olarak engelleyen hastaneler hangileri?
Taksim İlk Yardım Hastanesinde neden kürtaj yapılmıyor?
Herhangi bir gerekçe bildirmeksizin, keyfi olarak kürtaj başvurularını çeviren hastaneler ve sorumluları hakkında işlem yapılmış ve/veya bir yaptırım uygulandı mı? 

Biz kadınlar;
Taksim İlk Yardım Hastanesi dahil bütün hastanelerde ücretsiz, sağlıklı, erişilebilir ve güvenli koşullarda kürtaj hizmeti verilmesini ve kürtajda 10 haftalık yasal süreye uyulmasını ve yasal sürenin 12 haftaya çıkarılmasını istiyoruz!


Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu